EBEVEYN KAYGISI VE ÖĞRENME SÜRECİ

EBEVEYN KAYGISI ve ÖĞRENME SÜRECİ

Duygularımızı nasıl etiketlediğimiz hakkında hiç düşündünüz mü? Çoğu zaman mutluluk, neşe, heyecan gibi duyguları olumlu; öfke, kaygı, korku gibi duygularımızı ise olumsuz olarak nitelendiririz. Oysa olumsuz olarak nitelendirdiğimiz tüm duygulara ihtiyacımız vardır. Önemli olan bu tabii duygularımızın ortaya çıkış şekli ve sıklığıdır.

Örneğin kaygıya bakalım. Sporcular üzerinde kaygı düzeyi ve performans ilişkisi hakkında yapılan bir araştırma sonucuna göre, sporcularda istenen performansın ortaya çıkması için optimal düzeyde bir kaygı gerekiyor. Çünkü vücutta böyle bir kaygı oluştuğunda beden uyarılmışlığı artıyor, kas koordinasyonu kolaylaşıyor. Kaygı, optimal düzeyin üzerine çıktığında, hareketlerin yumuşaklığı bozularak koordinasyon problemi meydana geliyor. Kaygı seviyesi optimal düzeyin altına düştüğünde ise hareketler yavaşlıyor dolayısıyla sporcuda isteksizliğe yol açabiliyor.

Bu araştırma örneğinde olduğu gibi, kaygının aslında bizleri harekete geçirmek, tehlikelere karşı önlem almaya yönlendirmek gibi işlevleri vardır. Ancak kaygı sürekli hale geldiğinde doğal uyaranlar bile tehlike olarak algılanır ve organizma, tehlike olarak algıladığı tüm bu sinyallere karşı devamlı bir uyarılmışlık halinde olduğundan enerji kaybı meydana gelir. Kişi odaklanma problemleri yaşar ve aslında gösterebileceği performansı ortaya çıkaramaz. Aynı süreçler öğrenme ve eğitim konularında da geçerlidir. Bir sınav için optimal düzeyde kaygılanmak bizi daha çok çalışmaya sevk ederken idealin üzerinde bir stres, potansiyelimize ket vurarak performansımızı düşürür.

Peki kaygının dengesini nasıl kuracağız? Özellikle okul çağındaki çocuklarımıza bunu nasıl öğretebiliriz? Aslında bu sorunun cevabı büyük oranda ebeveyn tutumlarıyla ilişkili. Çünkü çocuklar duygularını düzenlemeyi anne ve babalarının tepkileri üzerinden öğrenir ve içselleştirirler. Eğitim ya da sınava hazırlık, dil öğrenme gibi özellikle uzun soluklu durumlara, süreç değil sonuç odaklı bakan ebeveynlerin çocukları elbette daha kaygılı olacaktır. Çünkü sonuç odaklı bakış açısında, süreçte neler öğrenildiğinin, ne kadar çaba gösterildiğinin, sebatın, hatalardan ders çıkarmanın bir önemi yoktur. Sınavdan geçilip geçilmediği gibi kategorik bir yaklaşım vardır. Bu durum, okul çağı çocuklarını ciddi bir endişeye sürükleyerek var olan potansiyellerine ket vurmaktadır.

Ayrıca anne babalar kendi kaygılarını düzenleyemedikleri takdirde, çocuğa olumsuz anlamda bir rol model olacaklardır. Performansa dair kaygılı bir anne babayı gören çocuk tüm bu öğrenme sürecini endişe ve stresle ilişkilendirecektir. Ona göre okula gitmek, ders çalışmak yalnızca daha fazla streslenmesine yol açan tetikleyicilerdir. Bu tehlikelerden ne kadar kaçınılırsa öğrenci kendini o denli karda görür.

Bu gerçekleşmesi olası senaryonun önüne geçmek için;

Çocuklarımızın eğitim sürecinde bir değerlendirme ve yargılama konumunda değil, öğrenme yolculuğunda zorlandığı yerlerde onlara destek sağlayan, başarılarını takdir eden bir yol arkadaşı olmalıyız. Bu sayede çocuklarımız öğrenmenin keyfine varacak, zorlanmanın da gelişimin ayrılmaz bir parçası olduğunu fark ederek var olanı potansiyellerini tam manasıyla ortaya çıkarmaları kolaylaşacaktır.

Psikolog Nursima Akkaş

KAYNAK

Özerkan, K. N. (2013). Üniversiteli basketbolcularda yarışma öncesi kaygı düzeyi ile performans arasındaki ilişki. İstanbul Üniversitesi Spor Bilimleri Dergisi3.